Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
KÖŞE YAZISI
Dilden kalanlar

 

NTVSPOR’LA ilgili dertlerim var. Basketbolun Dünya Kupası oynanıyorken, hem de herhalde TRT’den daha kötü bir yayıncı kuruluş olamazlar diye yazmışken, yaptığı ters köşelerin haddi hesabı yok kanalın. Bütçe ayırılmamış belli, İspanya’daki dört kişiyle koca turnuvayı götürmek imkânsız. Sorun tam olarak da bu değil zaten. Adı üstünde derdi spor yayınlamak olan bir kanalın, futboldan ve futbol kültürümüzle birlikte gelen dilden kurtulmak için elinde altın bir fırsat varken ters simyacılıkla uğraşması esas sıkıntı. Türkiye-ABD maçının arkasından tek bir yayın yapmadan GOOOOOL adlı programa kesmek de neyin nesi? Kanalın adı NTVFUTBOL -Ve Nadiren Başka Bazı Sporlar- diye değiştirilsin de rahat edelim hepimiz.

Murat Kosova maçı hakikaten yaşayan, sırf bu meziyetiyle televizyon yayını üzerinden iletişime geçtiği herkesle ortak bir dil kurmayı başarabilen bir spiker. Ancak ben şu maç her sıkıştığında hakemleri düşman haline getirmeyi, karşı takım oyuncularını dünyanın en içten pazarlıklı insanlarına dönüştürme eğilimini asla anlayamayacağım. Adı üstünde izlemekten zevk alınan bir spor bu. Kimseyi ötekileştirmenin lüzumu yok.

Sağda solda kadın basketbol takımına bayan basketbol takımı diyen meymenetsizler görüyorum. Erkek takımına bay basketbol takımı diyor musunuz? N’oldu kendi kafanızda centilmenlik-kibarlık mı yaptınız bayan deyince? Korkmayın, kadın diye bahsedince, kadın yazabilince erkekliğinize halel gelmez, merak etmeyin.

Dana bokundan et sote yapabilen ekran efsaneleriyle dolu televizyon, Seda Sayan ise et soteden dana boku yaratmak için çabalıyor. Bir katili meşrulaştırmaya çalışması başlı başına bir skandal da, şiddeti normalleştirme çabası esas felaket. Üstelik elinde kadın şiddetine karşı bir ikon haline gelmek için yeterli malzeme varken kendini rating kaygısına bu kadar kaptırarak sapıtması toplumun da bir özeti esasen. Baba sorunlarının memleketi ne hale getirdiği malum, Seda Sayan da anne sorunlarımıza hitap ediyor. Elini sallaya sallaya ekrandan hepimizi azarlarken hangimiz kafamıza doğru gelen terlikteki retrospektif huzuru hissetmedik ki? Ben direk cenin pozisyonuna geçtim mesela.

Gazoz olma, efsane ol diye gazoz reklamı mı olur yahu? Sen gazozsun, büyük düşün.

Ulan İstanbul’un ana çatışması olan Ferdi-Derya ilişkisi diziyi çok net bir çıkmaza sokmuş durumda. Derya’nın fazla klişe mahallenin delikanlı ablası havaları, Ferdi’nin de klasik maço dilimizden beslenen bıçkınlıkları ve “Sen imkânsızsın sensizlik imkânsız” temalı aşkları hiçbir yenilik getirmiyor ekrana. Oysa dünya tatlısı arabesklikleriyle, kusursuz tempolarıyla, televizyondan bile hissedilen müthiş kimyalarıyla Yaren-Karlos öyle mi? Eğer dizinin ana dinamiği bu ikiliye geçmezse kaybolur gider Ulan İstanbul.

Hafta içi 8-9 arasını Friends’den kapabilecek dizi yok şu ana kadar yeni sezonda. Sitcom’un dilini kökünden değiştiren efsane 100. kez de olsa izletiyor kendini. En azından Chandler Monica’nın yanına taşınana kadar.

Benim Adım Gültepe müthiş mekân kurgusu, şahane yönetmenliği ve eleştirilmesi imkânsız casting’iyle başladı. Sıkıntı elbet olacak ama kafama takılan önemli şeylerden biri şu: Banka İzmir 1982 yazıp ona yakın çekim yapmak da neyin nesi? İzmirliler Varyant’ı görünce İzmirli olmayanlar da Saat Kulesi’nden zaten çaktı mekanı, e sağda solda Çiçek Abbas reklamı da var onun da vizyon tarihi 1982. Seyirciye güvenip bunları keşfetmenin tatmininden seyirciyi mahrum bırakmak daha da kötüsü izleyicisine güvenmemek yakışmadı bu kadar kaliteli bir yapıma.

 

YORUMLAR




DİĞER KÖŞE YAZILARI